Seyahat

Erzincan Gezisi

Avatar
Yazar:

Erzincan Gezisi yazımızda, Erzincan görülecek yerler, Erzincan’da nereler gezilir, Erzincan yapılacak şeyler,Erzincan gezilecek yerler, Erzincan gezi rehberi, Erzincan turistik yerler hakkında bilgileri bulabilirsiniz.

Hayatı anlamlı kılan ölüm mü? Bilmiyorum. Ama değerli ve yaşanabilir gösteren bizatihi kendisi. Ölmek istemeyen çoktur da gerçekten ölümsüz olupta pişman olmayan biri olabilir mi? Kısacık hayatlara bile bi tutam huzur, bi tutam mutluluk saçmakta aciz kalan bizler sonsuz bir yaşam sunulması halinde mutlu olabilir mi? Bir Çin Atasözü mutluluğu şöyle tasvir eder:
1 saat mutlu olmak istiyorsan yemek ye.
1 gün mutlu olmak istiyorsan içki iç.
1 hafta mutlu olmak istiyorsan tatile çık.
1 ay mutlu olmak istiyorsan evlen.
1 ömür mutlu olmak istiyorsan bir tarla al ve o tarlayı tüm zararlı otlardan temizleyip sevgini ek. Her yeni yılla birlikte yeşeren tohumlarla şenleneceksin ve unuttuğun bir dosttan gelen selam gibi ısıtacak yüreğini.
Bu güzel mutluluk tasviri için Çin’in değerli atalarına teşekkür ederim. Ve bu sözü hayatıma yükleyen Nazmiye Hocama…
Ama biraz eksik bulduğumu belirtmek isterim. Hiç değilse araya bir yerlere 1 buçuk ay mutlu olmak istiyorsan gez toz ,yeni yerler keşfet ,kamp kur ateş yak, sonra yeniden yürü amaçsızca ve günü Güneş’e geceyi yıldızlara sor. Soğuk sıcak, uzak yakın, açlık susuzluk, yorgunluk ve daha yüzlerce kelimeyi yeniden anlamlandır, çünkü eskileri kapsamakta yetersiz kalacak. Sözünü ettiğim şekilde gezmenin tadını dünyanın hiçbir lüks oteli hiçbir tatil merkezi veremez.
Bu şiarla düşerim yollara ve çocukluğumun bayram öncesi mutluluğu sarar içimi.

Geçen sene Amasra’ya kadar 470 kilometrelik bir bisiklet turu düzenlemiştim. Güzergahı genişletip Bolu Abant’a ve Yedigöller’e uğrayıp mesafeyi 750 kilometre seviyesine getirip üstelik bunu orta düzey bir bisiklet ve benimle birlikte (78) yaklaşık 91 kilo ile 6 günde gerçekleştirmiştim. Bu yıl ise nedendir bilinmez bir memleket hasreti sardı içimi. Plansız ve apansız bir şekilde ‘Sıkıldım! Ben gidiyorum’ diyerek Doğu turunun kurdelesini kestim. Erzincan Gezisi hayat şecereme iyi ki de yaptım diye geçirebileceğim bir seyahat oldu.

Erzincan Gezisi

1.Gün Erzincan Gezisi

İstanbul’dan Erzincan’a otobüs bileti alıp ekstrem bir yolculuğun kapısını araladım. Ekstrem ve yol kelimeleri yan yana gelince akla o firma geliyor; Metro turizm. Birçokları için ayağına ip bağlayıp yüksek bir yerden atlamak (bungee jumping) neyse millet olarak Metro Turizm’i tercih etmekte aynı şey olsa gerek. Ama benim için korkulan olmadı ve Erzincan’a tek parça olarak indim. Otogar şehir merkezinden 10 kilometre öteye inşa edilmişti. Dersim göçmeni İsmail Amca’ya göre bunun tek bir nedeni olabilirdi. Suç kesin suçlu malumdu. Bu otagarı buraya yapanlar her kimse taksicilerle ortak hareket ediyorlardı. Şehir merkezine girer girmez dört bir yanda çiçeği burnunda Başbakan’ın resimlerinin her taraftan beni selamladığına şahit oldum. “Hoşgeldin Halkın Adamı ”
“Sen Bizim Gururumuzsun” “Erzincan Seninle Gurur Duyuyor” umarım bu övgülerden etkilenip biraz memleketçi politika izler. Selefleri gibi memleketini şahlandırır. Çünkü buna Rize’den, Kayseri’den,Konya’dan daha çok ihtiyaçları var. Şehir merkezi nispeten düzenli ama ilk dikkatimi çeken geçmişten derslerin alınmadığı 39 depremi sonrası yaşanan büyük yıkımdan sonra şehrin yeniden ova tabanına inşa edilmesi ” Yıldırım iki kere aynı yere düşmez ” mantığıyla hareket etmeye benziyor. Ama yapılan bir araştırmaya göre yıldırımın bir düştüğü yere birden çok düşebileceği ıspatladı. Yine umarım deprem bir yıktığı yeri bir daha yıkmaz teorisi çürütülemez. Geçmişten bugüne deneyimlerimiz ve bilgimiz artarak büyüyor. Sanki herşeyi keşfettik. Bulumadığımız bir iki şeyi bulmaya ise ramak kaldı. Mesela 3-5 yıl içinde ölümsüzlük bulunabilir. 5-10 yıl içinde ise ışık hızında hareket edebilecek seviyeye ulaşabiliriz. Karadelikler artık apak. Evet bilgimiz büyük ama egomuz kadar değil. Urartular’dan Artuklular’dan daha medeni olabiliriz,tıpta ve fende daha ileri seviyede olabiliriz ama onlar kadar coğrafyaya hakim değiliz. Hiçbir Urartu ve Artuklu şehri ovaya kurulmamıştır. Şüphesiz bunda güvenlik ve çevreye hakimiyet faktörü çok etkili ama daha da önemlisi depremin kayayı yıkamayacağını deneyim edinmiş olmaları. Yürekli ve dünya tatlısı bilim adamı İlyas Yılmazer Hoca’nın üstüne basa basa yapmış olduğu vurguyu Urartular ve Artuklular yüzlerce yıl önce uygulamışlar. Çok daha düz ve müsait yerler olduğu halde şehri Tuşpa’ya, Harput’a, Altıntepe‘ye kurmuşlar. Ama biz ne yapmışız. Allah’ın dağında şehir mi olur diyerek şehirleri Van’a , Elazığ’a ve Erzincan’a taşımışız. Amiyane tabirle “kaşınmışız”.

 

Erzincan merkezden yerel servislerle 20km uzaklıktaki Girlevik Şelalesi’ne uğradım. Araç 200 metre geriden indirmesine rağmen Girlevik’in gürleme sesi kulaklarıma arefeyi gönlüme bayramı yaşattı. Daha tam görmeden içimi bir mutluluk sardı. Ama içimde hafif bir buruklukta vardı. Aylardan Ramazan. Günlerden Kadir Gecesi. Bin günden daha hayırlı olan gün. ( Hep merak etmişimdir , 1000 günde en az iki kere denk gelecek bir gün nasıl oluyorda diğerinden daha bir mübarek oluyor. ) Böyle bir şelalenin altına oturupta içmemek ne kadar da büyük bir noksan olarak geçecek kayıtlara diye düşünürken bu kaygı yerini içeri girer girmez çılgın bir mutluluğa devretti. Şelale Anne’nin ziyaretçileri Munzur Baba’nın çocukları çıktı. Hepsi de benim gibiydi ve hepsi de 1000 güne bedel 1000 günü 1 gün içmeye tercih edecek kadar günahsız ve kaygısızlardı.
Onlar ki toprakta karınca,
Suda balık,
Havada kuş
Kadar
Çok olmayabilirler ama bende hikayemde onlara sadece onlara yer verecem.

Girdim içeri, çıkardım ayakkabıları ve fırlatıp attım çorapları, altına girip durulandım. Bir kaç hatıra mahiyetinde resim çekip bu milletin bu biraları nereden aldığına dair istihbarat toplamaya koyuldum. Karşıma ilk çıkan gruba sordum. Şelalenin altına yönlendirdiler. Nezaket gereği ücretini vermeye yeltendim az kala nezaket gereği bir güzel dalacaklardı. Üstelemedim ve parayı cebime koydum. Yılmaz Abi ve Yaşar Abi ikisi de Munzur göçmeni. İyice bir içip sohbet ettikten sonra yanlarından ayrılıp Erzincan merkeze dönüp ilk gördüğüm otelde ( Ali Ekber Otel) duş alıp uyudum.

2.Gün Erzincan Gezisi

İlk güzergahım bir Urartu tapınağı olan Altıntepe oldu. Yerel servislerden birine binip dağın başında indim. Sazlıklardan geçtim , dereler aştım ve tam Altıntepe’ye vardım derken giriş olmayan yerden yürümüşüm. Bu şu demek; sırtımda 10 kg yükle 3 km geri 3 km ileri yürümek anlamına geliyor. Bir saniye bile tereddüt etmedim 6 km yolu sıcak havaya rağmen yürüdüm. Bir bahçeye geldim. Söğüt ağaçları arasında 100m ötedeki kaleye yürürken bu serinlik çok iyi bir karşılama oldu diye düşünürken. “Bakım onarım nedeniyle ziyarete kapalıdır. İçeri girmek kesinlikle yasak ve suçtur”. Tabelasını gördüm. Başımdan aşağı kaynar sular döküldü derler ya galiba buna benzer bir durumdan sonra söylenmiş. Yine tereddüt etmeden en acılısından bir küfür patlatıp 2,80 yükseklikteki tel örgülere tırmanıp karşıya atladım. Bakım onarımdan kasıtları bira şişesi ve şarap şişeleri ile otantik bir hava estirmekse tüm ören yerlerinde olduğu gibi bu alanda bir numara olduğumuzu ıspatlayan türde bir görünüm vardı . Yukarı doğru sırt çantalarımla tırmanıp zirveyi görünce bu adamlar nerede içilecek çok iyi biliyorlar diye düşündüm.

Bir taşın üstüne oturup, karşı dağı ‘Munzur Dağlarını’ selamladım. Oradan 5-10km ileride ki Ekşisu Mesire Alanı‘na uğradım. Suyunu içtim. Kuş dikizleme kulesinde kuşların mahremiyetine girdim. Pekte huzurlu olmadıklarını gördüm. Yanı başlarında hayvanlar otluyor ezilmeme adına bir durdukları yerde durmuyor sürekli kanat çırparak başka bir alana uçuyorlardı. Sonra dedim ki, ‘yok arkadaş ornito turizm bana göre değil.’ Ben iyisi mi Erzincan merkeze inip karnımı doyurayım yöresel bir iki lezzet tadayım. Yolda tüm yolculuğum boyunca defalarca yaptığım gibi otostop çektim. 80 yaşında ‘Samanyolu TV dizilerinden fırlamış nur yüzlü sofu görünümlü bir amca son model (türünün son örneği) arabasının kapısını pense ile açıp hiç vakit kaybetmeden memleketimi sordu. Ardahan dedim. Tam lokasyonu istedi.
Göle, Yeniköy eski adı Gaznefer.
Nüfus: 1700,
Başkenti :Köy Kahvesi ,
Rakım; 1800m
Ekonomi: Hayvancılık
Gezilecek yerler: Dağ-taş 7/24 açık.
Köyün önemli kişileri : Dedemgil
Kardeş Köy: Kalecik
O rahatladı Ben rahatladım. Çok güldük. Sonra o tanıttı kendini Göle’de orman mühendisliği yaptım. Sonra İmam oldum. Memleketim Trabzon’a gittim. İlçeye müftü oldum. Şu sıralar ateistim. Zaman ne gösterir bilmiyorum. Ali Amca kapanışı Zerdüşt olarak tamamlayacakmışsın gibi bir izlenim var içimde dedim. Kahkaha attı. Beni tam şehir merkezine bıraktı ve gitti. İnancı başka ne olur bilmiyorum ama Ali Amca olmuş. Yemek yiyip, dinlenmeden Kemah’a geçtim Kemah Kalesini ve Sultan Melik Türbesini gezdim.

Kemah Kalesi, Dünya’da doğal olarak bir dağın kale şeklini aldığı iki yerden birisi . O yüzden mükafatı: Dünyanın en bakımsız ve en fazla harap edilen kalesi olabilmesini sağlamak. Bu moral bozukluğu ile kendimi dut ağaçlarının yanına attım. Dut toplayıp nehirde yıkadım. Mideye indirdikten sonra İstasyona geçip trene binerek minibüs aktarmalı Kemaliye’ye Karanlık Kanyonu görmeye yol aldım. Kemaliye yolculuğum tüm harita bilgimi sorgulamama neden oldu. Erzincan merkezde yemek sonrası haritayı açıp masaya koydum. Çizgi ölçekten (((Haritaların sağ alt köşesinde yer alır her bir cm’in kaç km ye denk geldiği belirtilir. Sonra Sen Ankara ile İstanbul arasını cetvelle veya el yordamıyla ölçerek kaç cm olduğunu bulup 1cm kaç km ye denk geliyorsa o sayı ile çarparsın tabi bunu kuş uçumu olarak hesaplarsın hiçbir yükseltiyi hesaba katmazsın. İşte Kemaliye yolu 1 iken 10 oldu. Yakın ve uzak kavramları yeniden anlam buldu zihnimde ))) yararlanarak ölçümümü yaptım. Güneşin batmasına az zaman kala Kemaliye’ye vardım. Kanyona neden karanlık denildiğini anladım önce ve sonra hemen gezmek istemediğimi . Böylesine güzel bir yeri hemen gezip görmek istemeyeceğim kadar çok yorulduğumu anladım. Akşam için yiyecek birşeyler aldım. En sevdiğim kamp menüsünü hazırlayacaktım. Et- soğan ve közde patates. Bir domates ve bir salatalık tabi ikide biber. Ha iki de bira. Aslında dört bira. Sırtıma ekstra 2 kg olarak eklenen biralar yükümü hafifletti nedense. Galiba ayaklarımı uzatmış onları içerken ki anlara fokuslamıştım kendimi. Kamp alanı sordum soruşturdum. Çok uzakta dediler. Taksi tut dediler. Sanki küfür ettiler. Onca yolu otostop çekerek katettikten sonra şimdi söylenecek söz mü bu. Bunları düşünürken bir taksi yanaşıverdi yanıma. Şöyle bir baktım. Binmeyecem dedim. Kasabın çırağı geldi yanıma. ‘Abi ben yakınlarda bir yer biliyorum ama herkes çekiniyor o adamdan manyak diyorlar . İyi bir abi aslında ben iyiliğini gördüm hep’. ‘Niye deli diyorlar’ diye sordum. ‘Kışın şortla gezer yazın kazak giyer’ dedi. Dedim ‘tam benim kalemim’. Bana yerini göster. Yakın dediği yere 30 dakika yürüdüm. Mekana geldiğimi gören Güneş müsade istedi. Henüz hazır olmayan bir kamp alanıydı. Benim yaşlarımda sıcak kanlı bir arkadaş karşıladı. Baktım başka kimse yoktu içerde. Dedim o deli bu deli. Ama bayağı üşümüş olmalı ki bugün kazak takmamış. Şortla geziyordu. Mekan süperdi. Ormanlarla sarılı hemen 50m aşağıda kadim Fırat Nehri akıyordu. Şöyle bir baktım Fırat’a Gözlerimin önünden biraz önce geçen şu su kütlesi günler sonra Basra’dan dökülecek. Hint Okyanusu’na karışacak. Oradan Pasifik’e sonra Atlas’a sapacak. Cebelitarık’dan Akdeniz’e oradan Ege’ye, Çanakkale Boğazı’ndan Marmara Denizi’ne ve İstanbul Boğazı’ndan Karadeniz’e varacak. Şu biraz önce beni uğurlayan Güneş Karadeniz’in sularını ısıtıp buharlaştıracak. Dün gece Karadeniz’e ulaşan bizim su kütlesi buhara karışıp yükselecek ve hava akımları ile Karasu Nehri’ne karışarak Kemaliye’ye yeniden merhaba ve hoşçakal diyecek. Düşünmek acıktırdı yemek yesem iyi olacak deyip ateşi yakıp etleri şişe geçirdim. Salata yaptım biraları ormanın arasından akan küçük çayın içine yerleştirdim. Açtım bir tanesini koydum ayaklarımı suya. Yorgunluktan eser kalmadı. Yemeği yiyip biraları devirip. İsmail’in yanına uğradım. Çay demlemiş karanlık bir orman içinde ziya bir alan oluşturmuş ve kitap okuyordu. Deli dedikleri adam Gençler Türkiye Satranç Şampiyonu çıktı. Bana bir toplumun kime deli dediğini gösterin Size o toplumun ne halde olduğunu söyleyim. Sohbeti pahalı ve bol vergili içki tadında. Özel günlere layık. Çay bitince sohbette bitti. Çadırı kurup uyudum. Ertesi gün kahvaltı hazırlamıştı İsmail. Yaptığı o güzel menemen Erzincan’dan ayrıldığımda orada yediğim en güzel yemek olarak hafızama kazınacak. 7 milyar insan İsmail’e deli diyebilir. Bence o bir ‘Veli’.

3.Gün Erzincan Gezisi

Erzincan Gezisi için Kanyonu tepeden tırnağa gezmek isterdim ama bu 2-3 içinde yapılabilecek türden birşey değil. Bir kısmını gezdim ve bir daha uğramak için vesile bıraktım. Kanyon muhteşem güzellikte bir yer.

 

Kendimizi yaptığımız dev gökdelenlerden dolayı gezegenin hakimi sanıyoruz. Karanlık Kanyon ise patronun kim olduğunu merak edenleri Kemaliye’ye bekliyor. Akşam olmadan merkeze karpuz taşıyan bir kamyonun arkasında şehir merkezine vardım. Erzincan Gezisi Sonlandırdım. Yolculuğum Erzurum-Kars-Ardahan-Artvin-Rize olarak devam edecek. Erzurum’da kesinlikle bisiklet almam gerekecek böyle zor oluyor…

Sizde Erzincan Gezisi yapmaya ne dersiniz?

Yazar Hakkında

Avatar

Yorum Gönder