Eğitim

Öğretmenlik Farklı Bir Pencere

Avatar
Yazar:

Millet olarak yetkin olmadığımız alanlarda söz sahibi olmaya karşı tuhaf bir meyilimiz olduğu su götürmez bir gerçek. Hele ki bu alan öğretmenlik ise tadına doyamıyoruz…

Kimse darılmasın, gücenmesin ama o kadar çok kendini bilmez veliyle karşılaşıyoruz ki son yıllarda, anlatmaya nefes, yazmaya kağıtlar yetmez desem yeridir.

Biraz da bizim gözümüzden bakın diye yazıyorum. Buradan bakınca ne kadar zorlaşıyor iş, görün istiyorum…

Şimdi efendim, en başta şöyle bir durum var : Biz de insanız. Tıpkı sizin gibi bir hayatımız, ailemiz, çocuklarımız, hastalıklarımız, üzüntü ve mutluluklarımız, istek ve şikayetlerimiz var. Bizim de sinirli, kızgın, yorgun, tükenmiş olduğumuz zamanlar var, tıpkı sizin gibi. Öncelikle bu gerçekle yüzleşmenizi istedim. Çünkü içinizde bazılarınız bizi milli eğitimin ürettiği makineler sanıyorlar. Değiliz efendim.

7 dersimizin olduğu günlerde hele, emin olun çok ciddi / acil bir durum yoksa, 10 dakikalık tenefüsümüzde oturup dinlenmek istiyoruz. Çocuğunuzun arkadaşıyla olan kalem kavgası acil bir durum değil, hayır. Kızınızın genel durumunu konuşmak da öyle… Lütfen, izin verin dinlenelim. Sizlere veli toplantısında görüşme gün ve saatlerimizi bildiriyoruz. O saatlerde sizinle memnuniyetle görüşür, en olmadık şikayetlerinizi sabırla dinleriz. Fakat her aklınıza estiğinde öğretmenler odasından bizi çağırıp, 10 dakikalık “nefes alma” molamızı sabote etmeyiniz lütfen.

Sizlere telefon numaramızı verme sebebimiz, gerçekten acil bir durumda haberleşmemiz içindir. Gecenin bir vakti veya pazar günü aklınıza esip çocuğunuzun durumunu sormanız için değildir. Bunu yapmayınız. Bizlerin de özel hayatı var. Ailemizle, çocuklarımızla geçirmekte olduğumuz zamanları ve hatta uykumuzu bölmeyiniz.

Evet, biliyorum çocuğunuz en kıymetliniz. Her şeyin en mükemmeline layık. O bir tane. Haklısınız, fakat onlardan yaklaşık 35 tane var her sınıfta. İşte bunu hep unutuyorsunuz. Unutmayınız. Herkesin çocuğu kadar değerli bizim gözümüzde sizin çocuğunuz da, diğer çocuk da. Sizin için bu böyle olmayabilir, ama bizim için böyle. Yani, “Hocam Berkecan arkada oturmak istemiyor, onu öne alın” dediğinizde bana geçerli bir sebep sunmanız gerekli. Çünkü ön sıralarda oturanların görme ve işitme problemleri var ve benim için onlar da en az “Berkecan” kadar değerli ve önemli.

“Hocam, Pelinsu’nun sınavı neden düşük
geldi? ”
???????
Bana mı soruyorsunuz?? “Pelinsu” dersleri dinlemek yerine sıra altında telefondan mesajlaştığı için olabilir mi acaba? Ya da işte tam da şimdi yaptığınız gibi, kızınızın hatalarını, eksikliklerini başkalarına yüklemeye can attığınız için olabilir mi?

“Hocam siz de az/ çok ödev veriyorsunuz.” Efendim, başta şu konuda anlaşalım, ödevi size vermiyorum. Bu yüzden panik yapmayınız. Ödevin az veya çok olması sizi ilgilendirecek bir mevzu değil. Benim sizin eve gelip “Kuru fasulyeye çok/az tuz koyuyorsunuz.” demem gibi bir şey.

“Hocam çocuğumun notunu yükseltemez misiniz? Takdir/ Teşekkür alacak da.” Yükseltemem efendim. Zaten ders içi performans notlarını (eski adıyla sözlü notları) sebepsizce uçuruyorum. Yazılı notlarıyla oynama yetkim yok. Ayrıca neden siz gelip de not dilenciliği yapıyorsunuz? Yüzü varsa istemeye, gelip kendisi istesin çocuğunuz.

“Tatiliniz çok hocam, zaten yarım gün çalışıyorsunuz. ” Haaah en sevdiğim kısım… Sevgili veli, tatiller biz dinlenelim diye verilmiyor. O yarın gün dediğiniz zaman dilimi de yaklaşık olarak 6-7 derse tekabül ediyor. Günde üç sınıf dersek, her gün yaklaşık 100 – 120 öğrenciyle (üstelik 35’erli gruplar halinde) ve yukarıda sözünü ettiğim gibi sürpriz velilerle birebir muhattap olmamız demek oluyor. Şimdi okumaya burada ara verip kafanızda canlandırın lütfen. Yarım gün masa başı iş yapıyor olsak ve işimiz sadece evrak hazırlamak olsa, haklısınız. Ama değil işte, değil.

Sudan sebeplerle şikayetler yağıyor okullarımıza. Geçen gün denk geldim bir yazıya. Öğretmen tavşan ve kaplumbağa masalını canlandırmış sınıfta. Veli şikayet etmiş. Sebep mi? “Neden benim çocuğum kaplumbağa oldu? Çocuğumun psikolojisini bozdu öğretmen” diye. Ciddiyim. Altındaki yorumları okurken daha da ilgincine denk geldim. Bir erkek öğretmen hakkındaki şikayeti yazmış: “Sesim gür olduğu için çocuğunun kulak zarı inciniyormuş” diye şikayet etmiş veli beni, demiş adamcağız. El insaf! Yapmayın, etmeyin. Bu kadar nazlı yetişen çocuktan en başta size zarar gelir. Kendisini dünyanın merkezi sanan bir çocuğun ne kendine ne de etrafına faydası dokunur. Aksine çok da zarar görür ve zarar verir.

Haa, kızmıyor muyuz hiç okulda, sesimizi yükseltmiyor muyuz? Kızıyoruz da sesimizi de yükseltiyoruz. Fakat bu, tıpkı sizin de evde yaptığınız gibi olup bitiyor. Yani bizden yana “kalıcı” bir tutuma dönüşmüyor. Kısacası öğrenciye “takmıyoruz“. Siz de bunu büyütmeseniz, çocuk da takılmayacak. En azından bizden yana tavır alsanız ve bunu çocuğunuza hissettirseniz, el birliğiyle düzelteceğiz tüm olumsuzlukları.

Evet, işte dilim döndüğünce dertleştim sizlerle sevgili veliler. Bir de bizim penceremizden bakın istedim. Bizler de hatalarımızla, doğrularımızla “insanız”. Varsa hatalarımız, düzeltmeye çalışırız. Gördüysek hatalarınızı, söylemeye çalışırız. Sabırla okuduğunuz için gönülden teşekkürler.

Kırmızı Kalem

Yazar Hakkında

Avatar

Yorum Gönder